Herkesin yola çıkmak için farklı nedenleri vardır. Bazen birbirinden bağımsız sebepler arasında dolaşan bilyeler ağırlık noktasını değiştirip durur. Salt eğlence peşinde yola çıkmışken yeniye, değişikliğe ve taze nefeslere duyduğun ihtiyacın farkına vararak yolla bağlantıya geçebilirsin. Bazen kaçtığın için vurursun kendini yola. Bazen gayretkeş bir umutla ve fakat umutsuzca aradığın için yola savurursun kendini.

Sihka ile benim bilyelerimiz kendimiz kadar gezgin. İçimizde ince teller, teller üzerinde ileri geri büyüyüp küçülen taş rengi bilyeler, gitgide ağırlaşır, yavaş yavaş hafifler, yaklaştıkça büyür, birden uzaklaşır küçülür, büyür küçülür, yer değiştirdikçe, içimiz çalkalanır bizim. Sonunda patlayan bir şampanyanın tıpasında buluruz kendimizi. Şişenin ucu çok şey görür ama, seçer mi seçmez mi tesadüfi mi patlar fırladığı yöne, anlamayız biz.

…ve ne kadar gezerseniz gezin, haritanın üzerinde hep aynı kalan, bağlanıp kök saldığınız yerler vardır. Şimdi anlatacağım sokak gibi.

Ağaçların gölgelediği, eski oyalı işlemeli apartmanların geçit verdiği, Bağdat caddesinin kargaşasından iyot kokulu Kalamış sahiline dik inen bu sokak, Sihka ile benim haritadaki sabitimizdir. Şampanya şişesinin yıllanmaya yatarak içimizde sıra sıra baloncuklar yükselttiği sokağımız, uzun, sakin ve huzurludur. Cadde tarafında karşılıklı bir veteriner ile evcil hayvan dükkânı vardır. Az ileride vitrininden kedi eksik olmayan mahalle kuaförünün kapısı iki basamakla aşağı, yerleri tutam tutam kesik saç kaplı sohbeti bol küçük bir salona indirir insanı. Küçük bir market, bir iki dükkân, kaldırıma masa sandalye yaymış sevimli bir iki kafe, her önünden geçişte vitrinindeki rengarenk figürleri uzun uzun süzüp üzerine konuştuğumuz seramik atölyesi, terzi, eczane… Önceleri bu sokağı caddedeki ışıklardan sahile inen ilk kestirme olduğu için seçerdik, zamanla özellikle o sokaktan inmeye, en sonunda da özlemeye başladık.

Yine bu sokaktan sahile iniyorduk. Sihka, kaldırımdan inip yolun ortasında kollarını iki yana açıp, ışık saçan gülümsemesiyle, “Ben yolperestim,” diye bağırmıştı. 7 yaşındaydı. Yollarda olmaya alışıktı. Bir yer bize ev hissi verecekse bu elbette bu sokak olabilirdi! Yolcu ve yol bir olup akmıştı sokaktan sahile. Sağına soluna bakınarak güvenliğinden emin olunca tehlikeli yerlere sızmaktan geri durmayan kaldırımdışı oğlumu seyretmiş, annesine ayna tutsanız göreceğiniz yansımanın çiçeği burnunda hali olduğunu düşünmüştüm. Bu sokak, nereye gidersem gideyim, ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, yol beni ne kadar değiştirirse değiştirsin, özümde hep aynı kendimle olduğumu anlatır bana. Ben de onu dinlerim, sıra sıra baloncukları izler, sokak boyunca sorgusuz sualsiz aralıksız kendime, Sihka’ya, her halimize bayılırım. Sanırım Sihka da.

Bildiniz mi hangi sokak?

Bir cevap yazın